“Gerçek Sen” raflardaki yerini aldı

Yücel Congur, son kitabında bize “Aslında bizler gerçekleştirebilmeye dair ihtimalleri severiz. Henüz gerçekleştirmiş olmasak da bu ihtimal bizi hayatın içinde tutar. Mesela; sevebilme, sevilebilme, âşık olabilme, genel müdür olabilme, zengin, huzurlu olabilme, mutlu olabilme, anne-baba olabilme, fenomen, yazar olabilme, hayallerini gerçekleştirebilme… Ve daha birçok ihtimal. En önemlisi de kendin gibi olabilme ihtimali. İşte bunu gerçekleştirebilmeni çok isterdim. O zaman yukarıda saydığım tüm ihtimaller zaten olsa da olmasa da hayatı seveceksin” diye sesleniyor.

AnkaBar (Özel)

Başkent Ankara’nın köklü değişim-dönüşüm merkezlerinden Nabız Atölyesi’nin İlişkiler ve Bireysel Dönüşüm Danışmanı Yücel Congur’un yeni kitabı “Gerçek Sen” kitabevlerindeki raflarda yerini aldı.

Hayy Kitap etiketiyle Türkiye genelinde satışa çıkank kitapta Yücel Congur, günümüz dünyasında bireylerin her an yaşamakta olduğu ancak farkına varamadığı ve dolayısıyla çözüm bulmada zorlandığı birçok soruna farklı bir anlayışla yaklaşıyor. Yücel Congur, yeni kitabında bize şöyle sesleniyor:

“Aslında bizler gerçekleştirebilmeye dair ihtimalleri severiz. Henüz gerçekleştirmiş olmasak da bu ihtimal bizi hayatın içinde tutar.

Mesela; sevebilme, sevilebilme, âşık olabilme, genel müdür olabilme, zengin, huzurlu olabilme, mutlu olabilme, anne-baba olabilme, fenomen, yazar olabilme, hayallerini gerçekleştirebilme… Ve daha birçok ihtimal.

En önemlisi de kendin gibi olabilme ihtimali. İşte bunu gerçekleştirebilmeni çok isterdim. O zaman yukarıda saydığım tüm ihtimaller zaten olsa da olmasa da hayatı seveceksin.

Buna dair paylaşımlar elinde tuttuğun kitabın yolu oldu.

Ben senin birçok şeyi gerçekleştirebilme ihtimalini sevmeye devam edeceğim…

Sen ise daha fazla bekleme, yap gitsin.”

Yücel Congur kimdir?

Bazen uzun bazen de kısa gibi hissettiren bir geçmişten geliyorum. Ordu’da gözlerimi yaşama açsam da nereye varacağım hala gizemini koruyor. Başımdan büyük trajediler geçmedi; ebeveynlerim içinde trafik kazalarında ölen veya kötürüm kalan, kanser gibi sıkıntılı rahatsızlıklarla mücadele eden olmadı ve ben bu duruma şükrediyorum. En baba haliyle kendi aymazlıklarımla uğraştım durdum. Bir anda aydınlanma falan da yaşamadım. Aydınlanmanın süreklilik içermediğini, ideal cümleleri ardarda dizmekle aydın falan olunamayacağını uzun zaman önce keşfettim. Dahası arasıra da olsa aydınlanmış gibi hissetme hallerine erişmem bile uzun zaman aldı ve hiç de kolay değildi.

Toplumun goygoyladığı sığ geleneksel başarı tanımına uygun çok az şeyi becerdim. Bunu becerebilen çok kişiyi tanıdım ama onların da yaşamın anlamsızlıkları içinde boğuşup durduklarına tanıklık ettim. ‘O zaman bu kadar kovalamaca ne için?’ sorusuna cevap bulabilmek için didinip duruyorum. Geleneksel eğitim telinden işletme formasyonu çaldım. Her türlü pozisyonda iş deneyimi yaşadım. Aynı zamanda sosyal örgütler oluşturup fayda adına toplumla buluşmalar gerçekleştirme çabasının içine daldım ki, bu iyi bir şey olsa gerek.

Hayatımın daha erken dönemlerinde; ‘hayat mı bir garip yoksa ben de mi bir sakatlık var?’ sorusunun peşine düştüm ve nice diyarlara uğradım. Bu süreç gittikçe insana23 dair derin bir meraka dönüştü. Gittikçe artan merak garip bir hal alarak; kişi ve grup psikolojisi, teoloji, felsefe, sosyoloji, tasavvuf, zen, pozitif psikoloji yaklaşımları ve birçok kadim bilgelik üzerine araştırmalar, okumalar, seminerler ve eğitimlere evrildi. Bu arada egosantrik kimlik bunalımının yol açtığı sürüklenmeyi durdurmadan kişilerin, toplulukların ve toplumların dirlik bulamayacağına dair güçlü verilere ulaştım. Bu durumda aktif-pasif şiddetin her türlüsünden arındırılmış bütüncül bir iletişim dili oluşturma akımına kapılmakta hiçbir sakınca olamazdı. Dolayısıyla parlatılmış ama altı boş ifadelerle konuşmayı ve yazmayı terk ettim ki, darısı herkesin başına…

Sayfalardan taşmayacak olsa yaptığım aymazlıkları, hataları burada sıralamanın çok daha esinlendirici olacağına derinden inanmaktayım.